Hiçbir şey yapmamayı bir sanat hâline getiren Japon felsefesi
Japonya'da ma'yı, adını öğrenmeden çok önce yaşayacaksınız. Belki bir sohbette karşınızdaki kişi susar ve siz o sessizliği doldurmaya çalışırsınız. Belki kasıtlı gibi duran boş bir odaya girersiniz. Belki bir keşiş tapınak çanını çalar ve ardından gelen sessizlik, sesin kendisi kadar anlamlı hissettirmeye başlar. İşte o an, o boşluk, o kasıtlı hiçlik: ma.
Ma (間) genellikle negatif alan olarak çevrilir ama bu çeviri kavramı daraltır. Ma yalnızca yokluk değildir. Yokluğun yarattığı his ve alanla sessizliğin, nesnelerin ya da sözlerin ardında kalan artıklar olmadığı, bizzat var olan şeyler olduğu fikridir. Japonya'nın mimarisi, müziği, tiyatrosu, bahçeleri ve gündelik sohbetleri bu anlayışla biçimlenir. Çoğu ziyaretçi bunu hisseder ama adını koyamaz.
Geleneksel bir Japon odasını ele alalım. Pek çok Batılı iç mekân anlayışına göre oda sade görünür. Bir askılık tomar, küçük bir vazo, yerde alçak bir masadan başka hiçbir şey yoktur. Bu, dekorasyonun yokluğunu değil, bir tercihi yansıtır. Tomarın etrafındaki boş duvar, dikkatinizi nesneye çeker, onunla yarışmaz. O alanı kaldırırsanız nesne anlamını yitirir. Oda nefes alacak şekilde tasarlanmıştır.
Bahçeler de aynı mantıkla işler. Kuru taş bahçe olan karesansui'de taşların etrafındaki tırmıklanmış çakıl dolgu malzemesi değildir. Hareket eden suyu simgeler ama daha önemlisi gerçekten bakabilmek için ihtiyaç duyduğunuz zihinsel alanı yaratır. Boşluk sizi yavaşlatır. Zaten amaç budur. Ryoanji'yi ziyaret edenlerin çoğu yaklaşık doksan saniye geçirir, bir fotoğraf çeker ve geçer gider. Oysa bahçe yirmi dakika sessizce oturmak için inşa edilmiştir. İlk birkaç dakikada hissedilen o rahatsızlık, tasarımcıların öngördüğü bir şeydir.
Sohbette ma, bu tür sessizliklere alışkın olmayanlara uzun gelen duraklamalar olarak kendini gösterir. Pek çok kültürde diyaloglardaki boşluk, çaresizliği ya da anlaşmazlığı işaret eder. Japonya'da düşünceli bir duraklama çoğu zaman tam tersini anlatır: söylediklerinizin ciddiye alındığını gösterir. Her sessizliği refleks olarak doldurursanız, farkında olmadan dinlemediğiniz izlenimini verebilirsiniz. Bu, Japon iletişiminin her zaman yavaş ya da biçimsel olduğu anlamına gelmez. Sessizliğin otomatik olarak olumsuz olmadığı, birinin duraklamasının üzerine konuşmanın başka yerlere kıyasla daha müdahaleci hissettirebildiği anlamına gelir.
Ma'yı müzikte de bulursunuz, özellikle geleneksel formlarda. Shakuhachi flütü çalımında nefes sesleri ve cümleler arasındaki duraklamalar, notalar kadar müziğin bir parçasıdır. Noh tiyatrosunda oyuncular, başka herhangi bir performans geleneğinde hata gibi görünecek kadar uzun süre aynı pozisyonda bekler. Donmuş değillerdir; o anın var olmasına izin veriyorlardır.
Tüm bunlar seyahat ederken farklı biri olmanızı gerektirmez. Ama ma'yı anlamak, bazı yerleri deneyimleme biçiminizi değiştirebilir. Bir Japon bahçesinde ilerleme isteği hissettikçe durun. Biri sorunuzu yanıtlamadan önce durakladığında, o duraklamanın bitmesini bekleyin. Bir oda fazla sade geldiğinde kendinize sorun: bu boşluk neye işaret ediyor?
Japonya bu tür bir dikkati neredeyse hiçbir ülkenin sunamadığı ölçüde ödüllendirir. Orayı farklı hissettiren şeylerin büyük bölümü, var olanlar değildir. Bırakılanlardır ve bunların neden bırakıldığıdır.