İzakaya Kültürü: Bilmeniz Gerekenler
Oturuyorsunuz, biri sipariş vermediğiniz küçük bir tabak bırakıyor önünüze. Menüye daha bakmadan bir içecek bekleniyor sizden. İzakayaya hoş geldiniz. Bu, çoğu gezginin aşina olduğu anlamda bir restoran değil. Hazırlıksız girince büyük ihtimalle ilk yirmi dakikayı şaşkınlıkla geçiriyor, sonraki bir saatte ise ilginç şeyleri sipariş etmeye cesaret edemiyorsunuz.
İzakaya, bir Japon pubına en yakın şey. Fikir şu: içki içmek, küçük tabakları yavaş yavaş paylaşmak ve bir süre kalmak. Tempo, ramen dükkanından ya da suşi tezgahından çok farklı. Kimse sizi kapıya doğru yönlendirmiyor. Yemekler tur tur sipariş edilerek yavaş yavaş geliyor, masa akşam boyunca küçük tabaklar ile dolup taşıyor.
Uyarı vermeden önünüze gelen o küçük tabağın adı otoshi. Atıştırmalık kılığına girmiş bir servis bedeli aslında. Masadaki her kişi bir tane alıyor. Yiyin ya da yemeyin, bedelini ödüyorsunuz. Pazarlık konusu değil, hata da değil. Genellikle turşu sebze, tofu ya da hafif tuzlanmış basit bir şey oluyor. Yiyin. Ritüelin bir parçası bu.
Sipariş içecekle başlar. Çoğu izakayada garsonlar masaya geldiğinde önce içecek siparişi bekler. Japon grupların standart hamlesi soğuk fıçı bira ile başlamak, buna bazen sadece nama (çiğ bira) deniyor. Alkol içmiyorsanız oolong çayı ya da alkolsüz bir içecek isteyin. Kimse sizi yadırgamaz.
Kaliteli bir izakayanın yemek menüsü oldukça geniş: ızgara şiş (yakitori), sashimi, kızarmış tavuk (karaage), edamame, ızgara mısır, soğuk tofu, kulağa geldiğinden çok daha iyi bir patates salatası ve genellikle daha doyurucu bir şeyler istiyorsanız bir tür erişte ya da pilav. Her şeyi tek seferde sipariş etmiyorsunuz. Birkaç şey söylüyorsunuz, yiyorsunuz, sonra tekrar sipariş veriyorsunuz. Batı restoranı mantığıyla tek seferde her şeyi ısmarlarsanız garson biraz şaşırır, üstelik on iki tabak aynı anda masaya iner.
Yakitori ayrı bir dikkat hak ediyor. Bunlar küçük ızgara tavuk şişleri. Gerçek bir yakitori izakayası kuşun her parçasını ayrı ayrı listeler. Momo but etidir, negima pırasalı tavuktur, tsukune tavuk köftesidir, kawa ise çıtır ızgara deridır. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız tare soslu (tatlı soya sosu) momo güvenli seçim. Daha sade bir tat istiyorsanız shio (tuz) isteyin.
Çoğu izakayada resimli menü ya da tablet sipariş sistemi olur, bu işleri epey kolaylaştırır. Yalnızca Japonca yazılı bir menüyle karşılaşırsanız parmakla gösterip kore wa nan desu ka? diyebilirsiniz, yani bu ne? İzakaya çalışanları Japonca bilmeyen kişilerle çalışmaya genellikle alışkındır. Her iki tarafın sabrı çok işe yarar.
Bilmeye değer bir şey daha: yemeğin sonuna genellikle pilav, erişte ya da ochazuke (üzerine yeşil çay dökülen pilav) sipariş edilerek geliniyor. Bu son tur içkiye eş değer bir kapanış işlevi görüyor. Buna uymak zorunda değilsiniz, ama yanınızdaki masadaki gibi yemek yemek istiyorsanız işte böyle yapıyorlar.
İzakayalar birbirinden çok farklı olabiliyor. Torikizoku gibi bir zincir, her şeyin aynı fiyata satıldığı ve resimli menülerin net olduğu ucuz ve neşeli bir yer. İlk ziyaret için ideal. Sekiz koltuğu olan, tek kişi tarafından işletilen ve İngilizce bulunmayan küçük bir semt izakayası ise bambaşka bir deneyim. Temelleri kavradıktan sonra aslında çok daha iyi bir deneyim.